Mutluluk İskelesi
Önceleri denizin ortasına kadar sokulan bir iskelede oturup güneşin doğuşunu izlerdim. Güneşin göz kamaştıran o ışıklarıyla denizin o ferahlatan serinliği… İnsan bunlar olmadan nasıl yaşar, nasıl huzur bulur?
Bu mükemmel manzarayı kaçırmamak için güneş doğmadan hemen önce iskelenin ucuna kadar koşar ve otururdum. Sinema salonunda en sevdiğim filmin başlamasını bekler gibi heyecanlı bir bekleyişe kapılırdım. Ve başlardı beklenen… Güneşin ilk ışığıyla beraber denizin uykusundan uyanma hali… Günün ilk gülümsemesini yaratırdı yüzümde. Kendimi denizin maviliği ile güneşin sıcaklığına bırakırdım. Ne güzel bir manzaraydı bu. Ne huzur verici…
Bu manzara benim için vazgeçilmezdi. Soyutlardım her şeyden kendimi. Sanki sadece ben deniz ve güneş vardı dünyada. Bu üçlüyü her gün bir araya getirmeliydim.
Ama bir sorun vardı. Yavaş yavaş yıkılmaya başlıyordu iskele. Dayanmadı her gün benim ağırlığımı çekmeye. Denize düşmekten korkmaya başlamıştım. Acaba iskeleyi yeniden mi yapmalıydım? Boşver dedim. Deniz ve güneş sadece iskeleden güzel görünmüyordu ya…
Ardıma bakmadan ayrıldım oradan. Denizi ve güneşin doğuşunu izleyebilecek başka bir yer aramaya başladım.
Önce yüksek bir tepeye çıktım. Güneşin doğuşu her yerden görünür nasılsa. Deniz de görünüyordu bu tepeden.Ve başlamıştı yine o mükemmel film. Ama bir şeyler eksikti sanki. Bırakamıyordum kendimi denizin maviliğine. Gülümseyemiyordum artık eskisi gibi. Denize çok uzaktım galiba. O kadar yüksekten güneşte ısıtmıyordu.
İskelede oturup izlerken ne de güzel keyif alırdım. Keşke biraz onarsaydım onu. Acaba gidip bir baksam mı? Eğer tamamen yıkılmadıysa belki onarırım onu. Ama ya tamamen yıkıldıysa? Yada bir başkası izliyorsa artık oradan güneşin doğuşunu. Kaç zamandır gitmiyorum çünkü. Ama yinede en iyisi gidip bakmak.
Kimse yoktu ortalıkta fakat iskele de harap olmuş haldeydi. Yapabilir miydim acaba tekrar? Etrafa dağılan tahtaları toplayıp tekrar inşa etmeye başladım. Birkaç tahtayı yerine taktım. Oluyordu sanki…
Ama dayanabilirimiydi benim ağırlığıma artık o çürüyen tahtalar. Taşıyabilir miydi artık beni. Bir taraftan tahtaları yerlerine koyarken bir taraftan da bunları düşünüyordum.
İki tahtayı yerine koyarken biri kırılıyordu. Yaptığım yerler tekrar yıkılıyordu. Eski tahtalarla yapabilirim diyordum. Kandırıyordum kendimi. Açıkça belliydi ki buranın sil baştan tekrar yapılması gerekirdi. Zor geliyordu bu bana.
Olmuyordu işte. Başka bir yer daha aramalıydım. Bu sefer de sahile oturdum. Hem denize de uzak değildi. Beklemeye başladım yine, belki burada bulacaktım özlediğim o huzuru.Ve güneşin ilk ışıkları süzülmeye başlamıştı yine. Burada olacak sanki diyordum. İnandırmaya çalışıyordum kendimi…
Denize uzak kalmamak için iyice sokulmuştum ona. Güneş kendini iyice göstermeye başladığında, denizden gelen bir dalgayla baştan aşağıya ıslanmıştım. Serinlemek miydi bu? Deniz önceden böyle serinletmiyordu beni…
Bunalmıştım artık. Mutlu olamıyordum eskisi gibi. Gülümsemeyi özlemiştim. Kafamı iskeleye doğru çevirdim. Hala harap bir haldeydi ve yeniden yapılmayı bekliyordu.
Zorluğu ne olursa olsun yeniden yapmalıydım orayı. Sil baştan inşa etmeliydim. Yoksa nasıl mutlu olacaktım ben?
Ve bugün… Bugün artık yine eskisi gibi selamladı güneş beni. Yine denizle bir olup gülümsettiler. Çünkü onları yine eski yerimde karşıladım. Eskisi gibi iskelemde büyülendim yine…
Güneşin doğuşu ve deniz sadece iskeledeyken büyülüyormuş beni. İskele olmadan bu manzara alışagelmiş bir doğa olayından öteye gitmiyormuş benim için. Bu mutluluk atmosferinden hiç çıkmamalıyım. O halde mutluluk iskelem sana gözüm gibi bakmalıyım…